Yamalı Hayaller

Eylül 7, 2009 Tarihinde Eklendi

Aşkı anlamak için mecnun olmaya,adil olmak için Ömer olmaya gerek yok..Bunlar zaten yaratılıştan beri var olan duygular.Yeter ki insan aşkın zirvesine çıkmaya,adalet terazasini dengede tutmaya çalışsın.

Çaresiz bir insanın halinden anlamak için de gamlı yüreğini çıkarıp görmeye gerek yoktur.Peki… Dertli birini nasıl mı tanırsınız?Gözlerinin içine bakın…orada gördüğünüz çaresizlik size kılavuz olur ve sizi ta derine,yaralı gönlüne kadar götürür.Orada duyarsınız,çaresiz feryatları,sessiz çığlıkları,söylemeyip biriktirdiği eskimiş,yamalı duygularını…Dedim ya… Siz sadece gözlerine bakın.Konuşurken,uzun zamandır sakladığı mahrem bohçasını açmış bir genç kızın utangaçlığı vardır onda.Gözünden bir damla yaş düşmeden ne kadar kelime sarfetse kardır onun için,çünkü ilk damladan sonra bir çağlayan gibi boşalacaktır yaşlar ve tıkayacaktır nefesini.Kalmayacaktır artık takati.İlk damladan önce anlatmalıdır derdini ve bahsetmelidir yamalı hayallerinden.

İşte yamalı hayalleri olan bir yüz Azime Hanım…

O elektriği ve suyu kesik bir evde oturuyor.Boş bir buzdolabı ve 6 çocuğu var.Bizden istediği ne dolabının dolması,ne de elektrik ve suyunun açılmasıydı.

Tek isteği bu yıl üniversiteyi kazanan oğlunu okutabilmekti.Çünkü inandığı bir şey vardı.Bu sefaletten kurtulmanın tek yolu okumaktı.Azime Hanımın feryadı duyarlı kalplere ulaştı.Gönül dostlarımız Aysun Hanım ve arkadaşları kulak verdi bu sessiz çığlıklara… Biz de bu vesile ile Azime Hanımın evini ısıtmanın ve oğlu Murat’ı okutmanın mutluluğunu yaşıyoruz.

Bir de yüreğini kadife bir serçeye benzettiğim Fikret’i anlatmak istiyorum biraz…

Fikret ‘i tanıdığımda birinci sınıfa gidiyordu. Ama onu ilk gördüğümde sırtında önlüğü,elinde çantası yoktu.Diğer yaşıtları gibi yeni alınmış parlak okul ayakkabıları da….Sırtında kolları eskimiş yırtık bir kazak,elinde ilk işe başlayanların kullandığı küçük bir boya sandığı. Evet… Fikret birinci sınıfa gidiyordu ama şimdiden okulu bırakacağından söz ediyordu: “ Hasta anneme bakmak zorundayım, ayrıca ben çalışmalıyım ki kardeşlerim okusun” diyordu. Fikret orta boyu, siyah saçları ve mütebessim çehresiyle öyle tatlıydı ki; hızla kirlenen şu dünyada O’nun ayakkabı boyalarıyla kirlenmiş elleri ve yüzü nekadar berrak görünüyordu anlatamam… Eşim ayakkabılarını boyatırken tanışmıştı.Fikret ile ve sonra beni tanıştırmıştı. O diğer boyacı çocuklardan farklıydı. Son derece onurlu,tok gözlü ve biraz da utangaç…Asaletini kaybetmemiş gözleri satır satır yazıları okumak yerine parlatılmayı bekleyen tozlu ayakkabılara bakıyordu sıra sıra. Sokaklara ait olmadığı ne kadar belliydi. Okula giderken kitaplarını poşette taşıyor vearkadaşlarının onunla alay ettiğini kimseye söylemiyordu. O’na güzel bir okul çantası hediye ettiğimizde önce kabul etmek istememiş ama sonra kekeleyerekteşekkür etmiş ve almıştı çantayı…Evet…Fikret mağduriyeti ve yoksulluğu altında ezilen binlerce çocuktan sadece biriydi ve kekeliyordu. Ne dediği anlaşılıyordu ama parayı rahat harcayamadığı gibi sözcükleri de harcamaktan korkuyordu sanki… Konuşmamız ilerledikçe alnından sızan boncuk boncuk terle beraber rahatlıyor ve dilindeki kilit açılıyordu sanki… İnşaat işçisi bir babanın oğluydu Fikret ve takdir o ki;hayatın o ağır yükünü daha küçükken taşımak zorunda kalan küçük ama demir gibi bir yüreğivardı. O demir yüreğin kilidini açıp, içindeki kadife serçeye dokunmak istediğinizde sıcak bir çift sözün ve tatlı bir bakışın yeterli olduğunu görürdünüz… ……… O’nu birkaç yıl sonra bir vesile ile tekrar gördüğümde şaşırmıştım. O artık beşinci sınıf öğrencisiydi. Boyu uzamış, yavaş yavaş çocukluktan delikanlılığa geçiş dönemine girmişti…Ama hala yüzünde çocuksu bir ifade, Gözlerinde utangaç bakışlar vardı. Evet…Sanki hiç değişmemişti. Değişen tek bir şey vardı, Fikret daha çok kekeliyordu. Çünkü her geçen gün O’nu yoksulluğun farkındalığına biraz daha yaklaştırıyordu Umarım, birkaç sene sonra Fikret hayallerini ve umutlarını hapsettiği o demir yüreğine sözcüklerini de hapsetmez sonsuza kadar…

Hadi gelin o küçük yüreğin kilidini açıp, Fikret ‘in hayallerine, umutlarına ve sözcüklerine özgürlük kanatlarını takalım. Tabi kanadı kırık kadife serçeye de…

Filipinli teyzeyi ve Yılmaz amcayı zaten tanıyorsunuz.Onlar 27 sene önce evlenmişler ve hayatın her türlü cilvesiyle karşılaşmışlar.Yine de bırakmamışlar birbirlerini ve sımsıkı sarılmışlar hayata.Yılmaz amca şeker hastalığı sebebiyle açılmış yaralara,Filipinli Teyze fil hastalığından dolayı şişmiş bacağına aldırmıyor,desteklerinizi hissettikçe.

Gönderdiğiniz tüpleri sanki bir çocuk şefkatiyle içeri alıyor ve faturaları için verdiğimiz tutarı bir bayram harçlığı heyecanıyla kabul ediyorlar.Ve hiç unutmuyorlar dualarında Hanımeli insanlarını…

…Ve Emine teyze

O,bizim bu yola çıkarken sesini takip ettiğimiz,sitemlerini üzerimize alarak bir insanlık özrü dilediğimiz ilk teyzemizdi.Onu 3 senedir tanıyoruz.2özürlü oğluyla birlikte yaşayan Emine teyze de hayatın ağır yükünü sırtlayan,dört ucu sıkıntı olan bir bohçayı bağlamaya çalışan çilekeş bir kadın.

Bizim yaptığımız ise sadece o sıkıntılarla dolu yaşamın bir ucundan tutarak destek olmaya çalışmak.O bizim Emine teyzemiz.Biz de onun sıkıştığında yanıbaşında bulabileceği bir dert ortağı…Siz belki onu tanımıyorsunuz.Ama o sizi tanıyor.Sizi ve samimi desteklerinizi..Bu bayram kendisini ziyaret ettiğimizde sizlere de selam söyledi ve dualar gönderdi.

Bu dualardan aldığımız şevk ve heyecanla yolumuza devam etmeye kararlıyız. Taki o sessiz çığlıkların sahibi zavallı insanlara,onlar bizi aramadan ulaşabilelim.Ve o biçarelere çare olalım.

Var mısınız?

Yorum Yap