Kadife Serçe

Eylül 7, 2009 Tarihinde Eklendi

Fikret ‘i tanıdığımda birinci sınıfa gidiyordu. Ama onu ilk gördüğümde sırtında önlüğü, elinde çantası yoktu. Diğer yaşıtları gibi yeni alınmış parlak okul ayakkabıları da… Sırtında kolları eskimiş yırtık bir kazak, elinde ilk işe başlayanların kullandığı küçük bir boya sandığı.
Evet… Fikret birinci sınıfa gidiyordu ama şimdiden okulu bırakacağından söz ediyordu: “ Hasta anneme bakmak zorundayım, ayrıca ben çalışmalıyım ki kardeşlerim okusun” diyordu.
Fikret orta boyu, siyah saçları ve mütebessim çehresiyle öyle tatlıydı ki; hızla kirlenen şu dünyada O’nun ayakkabı boyalarıyla kirlenmiş elleri ve yüzü ne kadar berrak görünüyordu anlatamam…
Eşim ayakkabılarını boyatırken tanışmıştı. Fikret ile ve sonra beni tanıştırmıştı. O diğer boyacı çocuklardan farklıydı. Son derece onurlu, tok gözlü ve biraz da utangaç… Asaletini kaybetmemiş gözleri satır yazıları okumak yerine parlatılmayı bekleyen tozlu ayakkabılara bakıyordu sıra. Sokaklara ait olmadığı ne kadar belliydi. Okula giderken kitaplarını poşette taşıyor ve arkadaşlarının onunla alay ettiğini kimseye söylemiyordu.

O’na güzel bir okul çantası hediye ettiğimizde önce kabul etmek istememiş ama sonra kekeleyerek teşekkür etmiş ve almıştı çantayı… Evet… Fikret mağduriyeti ve yoksulluğu altında ezilen binlerce çocuktan sadece biriydi ve kekeliyordu. Ne dediği anlaşılıyordu ama parayı rahat harcayamadığı gibi sözcükleri de harcamaktan korkuyordu sanki… Konuşmamız ilerledikçe alnından sızan boncuk terle beraber rahatlıyor ve dilindeki kilit açılıyordu sanki…

İnşaat işçisi bir babanın oğluydu Fikret ve takdir o ki; hayatın o ağır yükünü daha küçükken taşımak zorunda kalan küçük ama demir gibi bir yüreği vardı. O demir yüreğin kilidini açıp, içindeki kadife serçeye dokunmak istediğinizde sıcak bir çift sözün ve tatlı bir bakışın yeterli olduğunu görürdünüz…

O’nu birkaç yıl sonra bir vesile ile tekrar gördüğümde şaşırmıştım. O artık beşinci sınıf öğrencisiydi. Boyu uzamış, yavaş çocukluktan delikanlılığa geçiş dönemine girmişti… Ama hala yüzünde çocuksu bir ifade, gözlerinde utangaç bakışlar vardı. Evet… Sanki hiç değişmemişti. Değişen tek bir şey vardı, Fikret daha çok kekeliyordu. Çünkü her geçen gün O’nu yoksulluğun farkında lığına biraz daha yaklaştırıyordu
Umarım, birkaç sene sonra Fikret hayallerini ve umutlarını hapsettiği o demir yüreğine sözcüklerini de hapsetmez sonsuza kadar…

Hadi gelin o küçük yüreğin kilidini açıp, Fikret ‘in hayallerine, umutlarına ve sözcüklerine özgürlük kanatlarını takalım. Tabi kanadı kırık kadife serçeye de…

Yorum Yap